7 Mayıs 2016 Cumartesi

DAHA / HAKAN GÜNDAY

Nerden başlasam nasıl anlatsam, bilemedim. Hakan Günday'ın kalemiyle, "Az" adlı romanını okuyarak tanışmıştım. Az, daha ilk sayfalarında bir okuyucu olarak beni sarsmış, çok etkilemişti. Sonrasında "Kinyas ve Kayra" romanını okumuştum, bu romanı  da hala ara ara düşünürüm. Yazarın kitaplarını okuyup hemen bir sonraki kitaba geçmek, unutmak, kütüphanenin bir yerine koyup yoluma devam etmek pek mümkün olmadı. Aklımın, hafızamın bir yerlerinde hep bir Hakan Günday sözü asılı kaldı.
Gelelim "Daha" romanına; işte kelimeler boğazımda yine bir yumruya dönüştü bile. İlk kindle okuma deneyimim için belki de bu kitaptan daha iyi bir seçim olamazdı. "Daha" romanı tıpkı "Az" romanı gibi daha ilk cümlelerinde beni içine çekti. Kısa bir sürede elimden düşürmeden bir solukta okudum, Öyle kolay sindirilecek bir hikayesi yok. Son derece çarpıcı, yaralayıcı, uzun sürede etkisinde bırakacak, insanı delik deşik edecek bir roman. bende çoğu sayfasında darmadağın oldum, çoğu sayfasında okumaya ara verdim. Sindirmek, hazmetmek, kendime gelebilmek için... Ama her güzel şeyin sonu olduğu gibi 4 günlük "Daha" yolculuğumunda sonuna geldim. Kitabın son sayfasını okurken tıpkı baş kahramı gibi "Daha, biraz Daha" demekten kendimi alamadım. 
Eğer hala bir Hakan Günday romanı okumadıysanız "Az" ya da "Daha" dan başlayabilirisiniz. Ülkemizin son dönem edebiyatının önemli kalemlerinden biri olan Günday'la tanışmanızı "daha" fazla geciktirmeyin derim.. 


KİTAP HAKKINDA:

Siz bu cümleyi okurken, bir yerlerde insanlar, ülkelerindeki savaş, açlık ve yoksulluktan kaçmak için sonu zifiri bir yolculuğa çıkmaya hazırlanıyor. Ancak bu hikâye o kaçak göçmenlerle değil, onları kaçıranlardan biriyle ilgili. Adı Gazâ. Babası bir insan kaçakçısı, Gazâ da onun çırağı. Henüz 9 yaşında. Yani, hayata ve insana dair, öğrenmemesi gereken ne varsa, hepsini öğrenecek yaşta.

"Doğu ile Batı arasındaki fark, Türkiye'dir. Hangisinden hangisini çıkarınca geriye Türkiye kalır, bilmiyorum ama aralarındaki mesafe Türkiye kadar, ondan eminim. Ve biz orada yaşıyorduk. Her gün politikacıların televizyonlara çıkıp jeopolitik öneminden söz ettiği bir ülkede. Önceleri çözemezdim ne anlama geldiğini. Meğer jeopolitik önem, içi kapkaranlık ve farları fal taşı gibi otobüslerin, sırf yol üstünde diye, gecenin ortasında mola verdiği kırık dökük bir binanın ada ve parsel numaralarıyla yapılan çıkar hesapları demekmiş. 1.565 km uzunluğunda koca bir Boğaz Köprüsü anlamına geliyormuş. Ülkede yaşayanların boğazlarının içinden geçen dev bir köprü. Çıplak ayağı Doğu'da, ayakkabılı olanı Batı'da ve üzerinden yasadışı ne varsa geçip giden, yaşlı bir köprü. Kursağımızdan geçiyordu hepsi. Özellikle de, kaçak denilen insanlar… Elimizden geleni yapıyorduk... Boğazımıza takılmasınlar diye. Yutkunup gönderiyorduk hepsini. Nereye gideceklerse oraya… Sınırdan sınıra ticaret… Duvardan duvara…"
(Tanıtım Bülteninden)

Hiç yorum yok:

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

SOSYAL MEDYA