29 Kasım 2016 Salı

BİLİNMEYEN BİR KADININ MEKTUBU / STEFAN ZWEİG

Kısacık bir mektup, bu kadar yoğun ve etkileyici olabilir mi? Bir kadının hislerini bu kadar iyi anlatabilir mi? Aşk bir insanı bu kadar esir alabilir mi? Varlığından bile haberi olmayan bir adam bu kadar sevilebilir mi? Bir yazar bir kadının duygu durumunu bu kadar iyi tahlil edebilir mi? Bunun gibi bir sürü soru ile okudum kitabı. İnsanın katman katman iç dünyasının bu kadar güzel kaleme alınmasına hayranlık duyduğumu söylemeliyim.. İyi ki okumuşum dediğim kitaplardan biri daha okundu ve bitti. Ne mutlu bana..
Stefan Zweig Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu (Brief einer Unbekannten) adlı uzun öyküsünü 1920'li yılların ilk yarısında kaleme aldı. Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu'nun kadın kahramanını sadece uzun bir mektubun yazarı olarak tanıyoruz. Kadının hayatı boyunca sevmiş olduğu erkek için kaleme aldığı bu mektubun "gönderen"inin adı yoktur. Mektubun başında tek bir hitap vardır: "Sana, beni asla tanımamış olan sana". Kadın büyük tutkusunu hep bir "bilinmeyen" olarak, yani tek başına yaşamaya razıdır, bu aşk öyküsünde "taraflar" değil, sadece tek bir "taraf" vardır. Böylesine, gerçek anlamda aşk denilebilir mi? Zweig okurunu, bir kez daha, insan psikolojisinde eşine pek rastlanmayan bir yolculuğa davet ediyor. Bu yeni yolculuğun sonunda "mutlak aşk" kavramının şimdiye kadar bilinmeyen kıyılarına varmayı amaçlamış olması da bir ihtimal!

Hiç yorum yok:

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

SOSYAL MEDYA