12 Aralık 2016 Pazartesi

GÜNDEM, PATLAMALAR VE İNSANLIĞIMIZ

Uzun zamandır kişisel yazılarımı yazmaya ara vermiştim. Bu yüzden blogum da sadece kitap yorumları var. Kendime de ara ara soruyorum, neden yazamıyorsun diye? Sonra içimde yavaş yavaş azalan yazma isteğimle yüzleştim. Ülkemde sürekli yaşanan patlama, terör olayları ile bir bağlantısı olduğunu keşfettim.
Yaşanan acılar öylesine büyüktü ki kişisel duygu, düşüncelerimi yazacak enerjimi bulmakta zorlanıyordum. Acı öylesine derindi ki umuda, insana, kadına dair yazma fikri benden uzaklara gitmişti. Acı öylesine derindi ki, geçmeyen bir şok dalgasının içine çekmişti beni.
Ne yazacağımı, niye yazacağımı, neye inanıp, neyi umut edeceğimi bilemez hale gelmiştim. Sevelim, sevilelim bu dünya kimseye kalmaz diyemiyordum. Kendinizi keşfedin, geliştirin diyemiyordum çünkü yaşanan olaylar kanatlarımızı kırıyor, inançlarımızı alt üst etmeye yetiyordu.
Hayal etmekten uzaklaşıyoruz, şimdi istediğimiz evde oturduğumuzu, istediğimiz kadar kazandığımızı, sağlıklı bir şekilde sevdiklerimizle birlikte olduğumuzu hayal edelim. Yani kısacası  işler bizim için yolunda diyelim. Ama yaşadığımız toplumsal olaylardan kendimizi nasıl soyutlayabiliriz? Sonra televizyonu açtığımızda ve her gün onlarca insanımızı kaybettiğimiz haberlerini izliyoruz. Kıl payı patlamalardan kurtulmuş olduğumuz için vicdan azabı duyuyoruz. Neye üzüleceğimizi, acımızı nasıl yaşayacağımızı bilemez hale geldik. Bir yas sürecini geçirmeden yeni bir acıya uyanıyoruz. Yas süreçleri birbirine karışıyor.
Uzun zamandır çevremde gerçekten mutluyum diyen hiç kimseyi görmedim, duymadım. Gerçekten mutluyum diyen birinin akıl sağlığından sorunu var herhalde diye düşünürüm.
İnsanlar ya akıl almaz şekilde bombalanıyor, geriye kalanların bir bölümü hastalığa yakalanıp aramızdan kalıyor ve biz geriye kalanlar hastamı olacağım ya da bombayla patlayacağım diye kaygıyla yaşıyor.
Kalabalıklara karışmaktan, sokağa çıkmaktan korkar olduk. Bir koli, biraz farklı bir araba, farklı giyimli biri, herkes herkesten ve her şeyden şüphe duyar hale geldik.
Umut etmeyi bıraktık, inanmayı, mutlu olmayı, ağız dolusu gülmeyi.
Geçenlerde bir kaç arkadaş bir kafede kahve içiyoruz, Çok hoş müzikler çalıyor, yaşamın stresinden 1-2 saat uzaklaştık gibi, sonra içimizden biri ya biz böyle oturuyoruz ama umarım bir yerlerde bombalar patlamıyordur dedi. Bir iki saat telefona, internete ya da televizyona bakmayınca suçluluk hissetmeye başlamıştık. Sonra eve dönmek için yola koyulduk, bir kaç dakika sonra korkunç bir patlama sesi duyduk. Hepimiz korku dolu gözlerle birbirimize baktık. Telefonu elimize alıp, son dakika haberlerine bakmaya korkuyorduk. Sevdiklerimizin hangisi güvende aramaya hangisinden başlasak diye içimizden sıralamar yapmaya başladık. Bu seferlik sevdiklerimiz güvendeydi, bu seferlik..
İşte bunları yaşıyoruz toplum olarak, uzun zamandır..
Sonra yazmak, okumak, izlemek, dinlemek, öğrenmek, öğretmek her şey anlamsızlaşıyor.
İnsan olmanın mutlu taraflarını değil maalesef acı taraflarını yaşıyoruz.
İnsanlığımız can çekişiyor bu aralar.
Büyük ve zorlu süreçlerden geçiyoruz..
Umarım geçer gideriz bu süreçten daha fazla ölmeden, kanamadan, acı çekmeden, travmatik hale dönüşmeden..

HALENİN HARESİ
12.12.2016

Hiç yorum yok:

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

SOSYAL MEDYA